EleştiriSanat

Avukatlık Sanatı ve Günümüz Sistemine Eleştiriler

Ortaçağ’da Avukatlık lüzumsuz bir meslek olarak görülüyordu. Özellikle ceza davaları için bu durum uzun bir süre devam etti. Bu “lüzumsuz” görülme durumu devam ettikçe yaşanan hukuksuzluklar artmaya başladı. Kişilerin hak arama faaliyetlerinin engellenmesi, işkence ile ifade almalar, suçluların aklanması, kamu görevlilerinin yetkilerini kötüye kullanması hatta zaman zaman birbirlerine karşı güçlü-zayıf ekseninde çatışmalar Avukatlık kurumunun önemini ortaya çıkardı. Önce Avukatlık mesleği geri getirildi sonrasında ise süreç içerisinde Barolar vasıtası ile kurumsallaşma sağlandı.

Roma dönemine baktığımızda ise Avukatlık mesleğinin ilk yıllarında oldukça saygın, yüksek dereceli kişilerin tercih ettiği, devlet kademelerinde ilerleme ve yükselmenin anahtarı olarak görülen ve ücret yasağı bulunan bir meslekti. Ücretsiz olması ve süreç içerisinde hukuki hizmetlere olan talebin aşırı düzeyde artması nedeniyle para ile yerine getirilen bir hizmet haline dönüştü. Zaten hayatın genel kuralları ve insan ihtiyaçlarının sınırsızlığı nedeniyle ücretsiz bir şekilde devam etmesi de pek mümkün değildi.

Avukatlık mesleğinin önem ve saygınlığını kısaca iki önemli nokta ile açıkladıktan sonra  günümüze ve özellikle ülkemizdeki duruma dönmek istiyorum. Ne yazık ki mesleğimizin sorunları her geçen gün artmakta ve bu sorunlara her yıl yenileri eklenmektedir. Bu yazıda artan bu sorunlar üzerine konuşmak istiyorum. Herhangi bir çözüm önerisi sunmayacağım bunu başka bir yazım da işleyeceğim.

Sayısal Artış Hem Mesleği Hem de Hukuku Değersizleştiriyor

Ülkemizde hukuk fakültesi sayısı 132’yi geçmiş durumda. Hukuk Fakültelerinin toplam kontenjan sayısı 16 binin üzerinde. Son 5 yıl içerisinde Avukat sayısında meydana gelen artış %35. Bu artışın sayısal karşılığı ise bugün itibariyle 116 binin üzerinde. İşte vaziyet tam olarak böyle ve giderek daha da kötüleşiyor. Zira önümüzdeki 5 yıl içerisinde artışın %50’yi geçeceği öngörülüyor. Malum halen okuyan 80 binin üzerinde hukuk fakültesi öğrencisi var. Uygulanan hatalı politikalar ne yazık ki vahim sonuçlar doğurdu. Bu kontrolsüz sayısal artış Avukatları şu sorunlar ile karşı karşı bıraktı:

  • Bağlı çalışmaya mecbur kalma ve mesleki/ekonomik bağımsızlığın giderek azalması,
  • Çok düşük maaşlar ile çalışma, Avukatlara “çok düşük maaş” ile çalışma teklif edebilme,
  • Müvekkillerden asgari tarifenin altında bir ücretle iş alma,
  • Avukatların ekonomik kaygılarla adeta birbirlerine düşman gibi davranarak müvekkil edinme hareketlerinin artması,
  • Savunma kurumunun giderek güçsüzleşmesi
  • Mesleki saygınlığın azalması,
  • Hukuk biliminin ve hukuki bilginin değersizleşmesi ve sıradan hale gelmesi
  • Stajyerlik sisteminin adeta “modern köle” gibi kullanılır halde içler acısı bir hale dönüşmesi
  • İşsiz Avukat sayısında yaşanan artış

Sömürgeleşmenin Önü Açıldı

Yukarıda sayılanların haricinde bir çok sorun burada sıralanabilir ancak temel olarak ortaya çıkan sorunlar bunlar üzerinde dönmektedir.  Baroların durumuna baktığımızda da ortaya hiç iç açıcı bir vaziyet çıkmıyor.  Avukatların ekonomik sorunları ile ilgilenmek bir yana halen ideolojik düşünceler etrafında dolanıp herkes kendi yarattığı yandaşları koruyor, büyütüyor, destekliyor. Burada kişisel görüşümden bahsetmek istiyorum. Sayısal artışın “sömürgeleşmenin” önünü açtığı doğrudur. Bugün bir meslektaş diğerine asgari ücretle hatta bunun bile altında, sigortasız iş teklif edebiliyorsa bunun nedeni sayısal artıştır. Oysa ki sağlıklı bir sistem olsaydı böyle bir şeyi bırakın teklif etmeyi, düşünememesi gerekirdi.

Bu çok önemli bir sorun ve çözülmesi gerekiyor ancak asıl sorunun  pastanın adil bir şekilde bölüştürülmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Sayısal artıştan ziyade odaklanılması ve çözüme kavuşturulması gereken en önemli sorun budur. Büyük hukuk büroları hukuk sistemini neredeyse tümüyle kapatmış durumda. Örneğin bir ilde 3-5 hukuk bürosunun tüm hukuk uyuşmazlıklarından aldığı pay %90-95 iken on binlerce Avukat %5-10’luk kısımdan pay alabiliyor. Küçük yerlerde ise bu oranlar iyice azalmış durumda. Yani yeni başlayan her Avukat oldukça küçük bir dilimden pay alabiliyor ve bu da ayakta kalabilmesini mümkün kılmıyor. Bu nedenle de bağlı çalışma oranı hızla artıyor ve hukuk bürolarının sömürgesi haline dönüşüyor Avukatlar. Bu kötü gidişat her şeyden önce mesleği öldürüyor ve bağımsızlığı ortadan kaldırıyor. Yine işsiz Avukat sayısında da artış almış başını gidiyor.

Mesleki Dayanışma Azalıyor, Avukatlar Haklarını Aramıyor

Bir diğer dikkatimi çeken mesele ise meslektaş dayanışmasının zayıflaması ve meslektaşların kendi haklarını aramaması. Küçücük ilçelerde bile en basitinden asgari tarifenin uygulanması ve altında iş alınmaması konusunda bile birliktelik yok. Kısa bir zaman önce bir kuyumcuya çeyrek altın fiyatı sormuştum, yanımda 5 TL eksikti ve bu fiyata olmaz mı dedim. “Olmaz abi, alınmış bir karar var ve buna herkes uymak zorunda” demişti kuyumcu. Bir esnaf grubu alınmış bir kararı uygularken yasal olarak uygulamakla yükümlü olunan AAÜT’yi meslektaşlar uygulamıyor. Ücretleri öldürdükçe öldürüyor. 50 TL’ye dava alanları mı dersin, karşı vekaletle çalışanları mı, birbirine asılsız-alakasız suçlamalar yönelterek müvekkil edinenler mi, karşı mahkemede duruşması olduğunu bilen meslektaşını beklemeyip dosyayı düşürenleri mi, basit meselelerde birbirini şikayet etmeler mi, aklımın almadığı hiç görmediğimiz şeyleri görüyor ve duyuyoruz, zaman zaman şahit oluyoruz.

Bağlı çalışan meslektaşlar kendi hakları gasp edilirken sessiz kalıyorlar. Kendilerine karşı yapılan  haksızlıklarda hak arama faaliyetlerine girişmiyorlar, üstelik bütün yasal haklarını bilmelerine rağmen. Bunu yapan da başka bir meslektaş. “Ekonomik bağımsızlığın” olmadığı yerde işte böylesine içler acısı bir tablo ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Baroların Gündemi İdeolojik Eksende Dönüyor

Türkiye’de Baroların, TBB’nin ilgilendiği meselelerin kahir ekseriyeti genel olarak ideolojik. Takip ettiğim, gördüğüm Baro Başkanlarının söylemleri/eylemleri de bu yönde. Avukatlar ekonomik felaket ile karşı karşıya iken ilgilenilen konular hayret ettiriyor. Baro Başkanı adayları ideolojik söylemler içerisinde oy toplama derdinde. Düşünün bir Baro Başkanlığı seçimi yapılıyor, oy vermeyenlerin sayısı oy verenlerden daha fazla. Bu durum aslında Avukatların Baro seçimlerinden ümidi kesmesinden başka bir şeyle açıklanamaz. Genç meslektaşlar umutsuz, geleceğe güvenle bakamıyor. Savunma kurumunun sorunları sürekli artıyor. Mesleğe başlarken ekonomik güvence yok, koruma yok, bağımsızlık yok. Kısaca yok oğlu yok. Staj sistemi tümüyle sömürgeye dönüşmüş vaziyette. Bir meslektaş başka bir meslektaşın insafına bırakılmış durumda. Mesleğe yeni başlayan bir Avukat asgari ücretin en az 1.5-2 katı oranla gelire sahip olabilecek şekilde korunması gerekiyor. Adil bir paylaşım şart. Buna yönelik düzenlemelerin öncüsü olması gereken Baroların ilgilendikleri konular insanı hayrete düşürüyor.

 

Abdulkadir Gündüz
Yaklaşık 8 yıla yakın bir süre Python, PHP, JS gibi farklı yazılım teknolojilerinde küçük, orta ve büyük ölçekte yazılım geliştirme süreçleri içerisinde Yazılım Geliştirici olarak yer aldım. FB Business, E-Posta Pazarlama, Google Ads gibi farklı dijital pazarlama çalışmaları gerçekleştirdim. Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldum ve halen Avukatlık yapıyorum. HukukveTeknoloji.com'u kurarak teknoloji hukuku alanında daha iyi hukukçular yetiştirme amacına katkı sağlamak istiyorum.

    Yanıtla

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir